50.yıl Köşkü Sanat Galerisi – Bedri Karayağmurlar Yazısı

13 Haziran 2011

Dostlarımdan, Genel, Kişisel

Sanatçının serüveni kendine özgüdür. Sanatçının nasıl yaşadığı, nasıl yarattığı ile ilgili saptamalar bir başkasının işine yaramaz. İsteseniz de onun gibi yaşayamazsınız. Siz, o kişiliği oluşturan öze sahip olmadığınız gibi, onun koşullarının içinde de yaşayamazsınız. Buna karşın sanatçı yaşamları bizi çeker. Değer verdiğimiz ürünlerin kaynağıdır gerçekte ilgimizi çeken. Oysa diğer kayda geçmemiş yaşamlardaki serüvenler de ne ilginçtir kim bilir.

Mehmet Genç, dolu dolu 38 yıldır tanıdığım bir sanatçı. Aynı atölyeleri, aynı derslikleri, aynı masaları paylaştık öğrenciliğimizde. O karışık günlerde, benzer endişelerimiz, sevinçlerimiz oldu. Sonra başka yönlere yürüdük. Seksenli yılların başında yeniden kesişti yollarımız. Başka ama benzer hayatlar yaşadık. Sanat ve özel olarak resim için aynı şeyleri düşünmedik, üretmedik ama merak ettik yaptıklarımızı.

Resimlerindeki çocuksu davranışın ondaki güçlü yaşam enerjisiyle bağını sezersiniz kolayca. Bitmeyen bir oyundur sanat onun için. Sanatı oyunla özdeşleştiren yaklaşımlara destek verdiğini düşünseniz de, anlarsınız ki, bu görüşe destek olmakla ilgisi yoktur Mehmet Genç’in. Onu, oyunun ne olduğu, nasıl olduğu değil, oyunun kendisi ilgilendirir. Sanat bir oyun, auto-thelos bir davranıştır; biçim ve kompozisyon olanakları içinde istediğiniz gibi oynarsınız.Ancak özgürlüğünüz sık sık başka sanatçılar tarafından kullanıla kullanıla tüketilmiştir.

Sanat ne denli oyun olsa da, sürekli hesabını vermek zorunda kalırsınız. “İçimizdeki dünya ile dışımızdaki dünyayı en iyi uzlaştıran uğraş”tır diyor Genç. Bu uyum ve mutluluk içinde gerçekleşen sanat eyleminin hazcı bir ilgiyle gerçekleştiğini görmek onun resimlerine bakışımızı değiştirir. Chagall’ı, Miro’yu, Kirchner’yi çağrıştıran çok sayıda iz bulursunuz. Başka türlüsü de olanaksızdır gerçekte. Van Gogh’a duyduğu ilgi onu dışavurumcu bir çizgide izlememizi sağlar belki. Renklerindeki çiğlik, çiğ renkçilikle açıklanamayacak bağlamlarda karşımıza çıkar. “Resimlerimde hiç bir kurala, hiçbir akıma, hiç bir kişiye öykünmüyorum. Çocuksu bir arılık egemen olsun istiyorum.” Bunun mümkün olmadığını üzülerek açıklar: ne yazık ki belleğimize oturmuş kurallar ister istemez bizi yönlendiriyor.” Bu açıklamayla daha önce yapılmışların baskısından kurtulamadığını itiraf eder. Sıfır noktası çoktan kaçırılmıştır. Yeni yaratıların başka bir düzlemde gerçekleşmesi gerektiği apaçık ortadadır. Genç açısından çalışmalarında bizi şaşırtan durumda budur. O, sezdiği yere gitmek için oyunun dışına çıkmak yerine, “buradan bakınca bir parça renk ve leke ilişkisinin yönlendirdiği söylenebilir” diyerek, büyük oyuna çocuk duyarlılığı ile katılma tavrını sürdürür. Bu belkide, hazcı ve mutluluğu temel alan yaklaşımının ona hazırladığı bir açmazdır gerçekte.

Yaptığı işe bu denli gönülden bağlı ve bize nerdeyse konuşma, değerlendirme şansı bırakmak istemeyen davranışını çözmek de bize düşer. O, bir rengin, bir lekenin, bir biçimin çekiciliğinde başladığı oyunda, mutluluğunun, sevincinin bozulması hiç istemez. “Ne bileyim, Gökyüzünü bir boydan bir boya, ebem kuşağının kah altından, kah üstünden uçtuğumuz; yastığımızın altına parayla pulla doldurduğumuz yepyeni bir evrende dolaştığımız yada kınalı saçlı kızın türkülerini dinlediğimiz düşlerimiz. Yeniden yaşamak istediğimiz çocukluğumuz, yaşamımızı biçimlendiren evre, bir düşte yaşamak ve de resim yaptığımız gecenin sabahı…”. Evet o, çocukça yaratmakta ve açıkça “Bana karışmayın.” demektedir. “Resimlerim arasında bir benzerlik düşünülsün istemiyorum. Sergilerimde bir bütünlük aramak gibi bir kaygı taşımıyorum” dese de, sanat adına taşıdığı kaygılar, resim dizilerine verdiği adlarda ve onları açıklamak için anlattıklarında apaçık ortadadır.

Boyanın değerini, rengin tadını, biçimin önemini iyi bilen birisi olarak sanatçının çalışmalarını bir başka gözle görmeye çalışmadan yaklaşmakta zorluk çekeceğiz galiba. Oysa bulduğu biçimlerdeki yalınlıkla yetinse kimbilir ne etkili çalışmalar sunacak bize. Oyun isteğini önemsediğimiz sanatçının, kendine has bir oyunun peşinde olduğunu varsayarak ilgiyle izlemeyi sürdüreceğiz.

 

 

26 Ağustos 2009, Gaziemir
Bedri Karayağmurlar

No comments yet.

Leave a Reply